free sex cams

Buğulu Camlar…

Bu yazıyı hazırlamak için kalemi elime aldığım da; “Ne yazayım?” değil de “Hangi konuyu yazayım?” dedim. Çünkü; çevrede o kadar yazacak konu var ki nereye elimi atsam bir yanık kokusu, 3.5 şiddetinde deprem gibi tuttuğunuz dal elinizde kalıyor… Artık bu konuları sırası geldikçe ele alacağız, bir bir buğulu camları silip olaylara daha net bakacağız; *** Bizans İmparatorunun girilmemesi için kapısına zincir gerdiği haliç gibi kapatılan zihinler, görüşler hiç yakışmadığı mesleğimize, bu demir engelleri ne zaman aşacak merak içindeyim… Aylardır zihinlerini zincirlemiş olduğu için olan olaylara objektif olarak bakamayanların olaylara yaptığı yorumlar tam bir komedi, izlemeye doyamıyorum. Hatta bir yetkili ve etkili olduklarını sanıp bazı konulara el atıp duru bir görüntüyü bulandırmaya çalışıyorlar, helal olsun… “Göz görmek istemezse dürbün nafile…” *** Boyacı Küpü ! Verimlilik için, enerji ve zaman gerekir… Tecrübe, deneyim… Bir olayı eleştirmek için belirli bir süre geçmesi gerekir ve bu durum özellikle siyasiler için geçerlidir. Bilmem hatırlar mısınız ama ben bazı kaynaklardan edindiğim bilgiye göre rahmetle andığımız Turgut Özal’ın vefatından önce ki son yıllarını hatırlatmak isterim. Her kafadan bir ses geliyor; kırık-çıkık… Kimi şöyle, kimi böyle dedi, sonuç; vefatı milyonları ağlatmaya, yas tutturmaya yetti. O gün için siyasi olarak eleştirdikleri ve ağır ithamlarda bulundukları Özal’ın ölümünden sonra onun için geniş görüşlü bir yöneticiydi diyebildiler. Zamanında yaptıkları eleştirilerin aksine deyimler kullanmışlar, taki ölümünün 1 yıl sonrasından başlayarak, günümüze kadar. Diyeceğim o ki kim olursa olsun, hangi siyasi olursa olsun; eleştirmeden, atıfta bulunmadan iki kere düşünmek gerekmez mi? Eğer söz konusu verilen vaatlerse, yapılan işlerse bu kez daha dikkatli olmak ve zamanını beklemek gerekmez mi? Ne yazık ki bunu yapanların sayısı son günlerde çok azaldı. Dereyi görmeden çizmeyi giyenler, farkında değiller ki çağlayanın altında sırılsıklamlar… İzlemesi ne kadar zevkli de olsa insan olanın gönlü el vermiyor, geçmişte yapılan hatalar tekrarlanıyor. “Tarihten ders alınsaydı hiç...

Hakkıdır, Hakk`a Tapan Milletimin İstiklâl!...

İstiklal Marşı’nı kaleme alan güzel insan Mehmet Akif Ersoy’u ve bu millet için istiklal yolunda şehit düşenleri bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz. Geçtiğimiz gün İstiklal Marşı’nın kabulünün yıl dönümü idi, tam 89 yıl geçti İstiklal Marşı’nın kabulünün üzerinden ve 89 yıl önceki o heyecan hala yüreklerimizi titretiyor. İstiklal Marşımıza ve Mehmet Akif’e şöyle bir derinden baktığımızda duygulanmamak mümkün mü? Çünkü o mısralarda bir milletin iman ve vatan aşkı, o milletin bir hilal uğruna yedi düvele kafa tutuşu ve esarete hayır değişinin haykırışı yatıyor. Verilen mücadelenin insanı bir mücadele olmadığını biz yine Akif sayesinde anlıyoruz. Çünkü bu mücadele insanlıktan nasibini almamış ileri medeniyetlerin teknolojisi ile Türk Milleti’nin Eliflerinin, kağnılarının mücadelesi, çünkü bu mücadele iman ile küfrün mücadelesidir. Bu mücadele nene hatunların mücadelesidir. Aslında kazanılan zaferin en güzel izahı da şu iki mısrada yatmaktadır; “Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,” Saygıyla, Mehmet Akif’i ve Tüm Şehitlerimizi Saygıyla...